ziLaη's profileєשเภค ๔ılє๓ıภ ๒ย ๒єlค รє...PhotosBlogGuestbookMore Tools Help

єשเภค ๔ılє๓ıภ ๒ย ๒єlค รєгє๓ıภ

кιмι уüяєктєη ѕєν∂ιуѕєм уüяєğιηι вαşкαѕıηα вöℓ/∂ü..

Custom HTML

Ben Deliyim Yorgun ve Yalnızım Kaldırımlara Misafirim Gecenin Gözleri Üzerimde Denizin Ortasında Küçük Bir Adayım Yüzme Bilmem Yüreğimi Bir Yere Bırakmışım Bıraktığım Yerden Çok Uzaktayım Kapıları Üstüme Kapatmışım Üstüme Sürgüleri Beynime Çekmişim Hey! Sabreden Derviş Bana da Sabretmeyi Öğretsene Ben Deliyim... Ama Çok Şey Bilirim Renkler ve Zevkler Birşey İfade Etmez Benim İçin Sonların Başladığı Yerden Başlangıçların Son Bulduğu Yere Gidiyorum Kara Bir Tren Gibiyim Yani Bir İstasyondan Bir İstasyona Hep Aynı Raylar Üzerinde Ben Deliyim... Yağmurun Yağması Benim İçin Romantik Değil Ben Kurşun Yağmurlarını Bilirim Benim Güneşim Batmaz Dünyam Dönmez Ayım Hep Mehtap Halindedir Rüzgarlarım Doğudan Eser Kadehime Doldurduğum Hüzün Sarhoşuyum Mezem İse Bir Dilim Umut Ezbere Bilirim Yaşamayı Yaşarken Savaşmayı Ben Deliyim... Benim Mevsimim Değişmez Sadece Bahardır Kuşlardan Sadece Güvercini Bilirim Yüreğim Kanatlarıyla Beraber Çarpıyor İnsanlardan Sadece Çocukları Severim Onlarıda Büyüyünceye Kadar Ben Deliyim... Ben Delinin Biriyim....

ziLaη αняαя

Interests
єу, вєηιм göηüℓ уαяαм,σηмαz ѕєν∂αм.αzâ∂ єуℓємє вєηι υçαмαм αятıк.уαѕαкℓαмα вαηα göηüℓ ѕємαℓαяıηı.ує∂ι кαт єℓℓєя∂є кαηαт çıяραмαм αятıк...єу, вєηιм ∂єηιzιм,∂αℓgαм, ѕαнιℓιм.уαвαη¢ı υммαηℓαя∂α çαğℓαуαмαм αятıк.уαѕαкℓαмα вαηα ηєнιяℓєяι.вσz-вυℓαηıк ѕυℓαяα αкαмαм αятıк...єу, вєηιм нєℓâℓιм güηâнıм, ѕєνâвıм.ѕєη∂єη gαуяıѕıηα уâя∂ιуємєм αятıк.уαѕαкℓαмα вαηα ѕıяαтıηı.ηâ-мαняєм кöρяüℓєя∂єη gєçємєм αятıк...

Custom HTML

Hareketli yağmur damlaları __________________________________________ Yağmurlar vuruyor pencereme… Işığı bitti o güzel günün. Soğuk bir akşam; gerçekte bir bahar akşamı olmasına rağmen; başlıyor… Hafif bir melodi geliyor kulağıma… Ah! Bu en sevdiğim şarkının melodisi… Bana yaşamayı anlatan şarkının melodisi... Kırılmış, parçalanmış hayallerimi düşünüyorum büyüleyici ezgiler içinde… Ne kadar güzel ve masumcaydılar... İçimde fırtınalar koparırlardı… Sessiz çığlıklarıma, haykırışlarıma engel olurlardı… Her düşen yağmur damlası gözyaşlarımla yüreğimi delip geçiyor… Son yok oluşuma aldırmadan gelip geçiyorsun hayatımdan... Çaresiz saatler… Zaman acı veriyor, yıkıp geçiyor tutkularımı… Boğazım düğüm düğüm oluyor… Ve sen en sevdiğim olan sen, beni yıkıp geçiyorsun… Umutlarım yıpranmış, güneş yok, ezgiler kanatıyor yüreğimi… ______________________________________________ Sensizlik... Her tarafımda yokluk esiyor; ya da bana öyle geliyor. Yürüyorum... Nerelerden geçiyorum inan hiç bilmiyorum. Yanlış bir kaldırım taşına basıyorum, sendeliyorum. İçimde bir yer, beni sana doğru çekiyor; ya da bana öyle geliyor... Bir yağmur damlası daha düşüyor kirpiğimin ucuna, seni damlıyorum. Yüreğimin derinine bir ezgi düşüyor, darmadağın oluyorum ; bütün harflerim sende çoğalıyor... “sevgilim,” diyorsun, “bedenimin ruhu,”Sızıma sızın değiyor; o ezgi “ayrılamam,” diye ağlıyor. Ya da yağmura öyle geliyor... Mevsimin sert soğuğunda karışıyor, avuçlarının masum sıcaklığı. Sen bana yağmur olup karışıyorsun, ben seni damlıyorum... Ayrı yollar da dağılmayı bekleyen kalabalıkta içimde bir fısıltı duyuyorum, “ seni seviyorum.” Ya da aşka öyle geliyor... Her yağmur da , seni damlıyorum. gözlerinde bulunuyorum... ya da öyle işte!..

Custom HTML

TUT ELLERİMDEN Sırat’tan incedir sevda köprüsü Beraber geçelim tut ellerimden. Niyet ak güvercin, vuslat gökyüzü Beraber uçalım tut ellerimden Gönüldeki birlik kalkandır dışa Aldırma ayaza, yele, yağışa Giden ilkbahara, gelecek kışa Beraber göçelim tut ellerimden. Birleşmek üzredir şafakla gurûp Korku beklenilmez kapıda durup İster zehir olsun, isterse şurup Beraber içelim tut ellerimden. Çağır hayallerin en ötesini Yakından duyarsın aşkın sesini Sonsuz mutluluğun penceresini Beraber açalım tut ellerimden. Hatırla kaybolan hatıraları Elmastan ışıklı, altundan sarı Zaman tortusundan işte onları Beraber seçelim tut ellerimden. Şüphe “başlangıç”tır, karar “nihayet” Zamanı zamana etme şikayet Kaçmak kurtuluştur diyorsan şayet Beraber kaçalım tut ellerimden.

Custom HTML

Custom HTML

BiR TEBESSÜM HiKAYESi Küçük kiz,hüzünlü bir yabanciya gülümsedi. Bu gülümseme adamin kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu. Bu hava icinde yakin geçmiste kendisine yardim eden bir dosta tesekkür etmedigini hatirladi.Hemen bir not yazdi,yolladi. Arkadasi bu tesekkürden o kadar keyiflendi ki,her ögle yemek yedigi lokantada garson kiza yüklü bir bahsis birakti. Garson kiz ilk defa böyle bir bahsis aliyordu.Aksam eve giderken,kazandigi paranin bir parçasini her zaman köse basinda oturan fakir adamin sapkasina birakti. Adam öyle ama öyle minnettar oldu ki...iki gündür bogazindan asagi lokma geçmemisti. Karnini ilk defa doyurduktan sonra,bir apartman bodrumundaki tek odasinin yolunu islik çalarak tuttu. Öyle neseliydi ki, bir saçak altinda titreyen köpek yavrusunu görünce,kucagina aliverdi. Küçük köpek gecenin sogugundan kurtuldugu için mutluydu. Sicak odada sabaha kadar kosusturdu.Gece yarisindan sonra apartmani dumanlar sardi.Bir yangin basliyordu.Dumani koklayan köpek öyle bir havlamaya basladi ki,önce fakir adam uyandi, sonra bütün apartman halki... Anneler,babalar dumandan bogulmak üzere olan yavrularini kucaklayip, ölümden kurtardilar ... Bütün bunlarin hepsi,bes kurusluk bile maliyeti olmayan bir tebessümün sonucuydu. MUTLU BiR GÜLÜMSEYiSiN YERiNi HiÇ BiR TATLI SÖZ TUTAMAZ

..!

Seni düsünmek güzel sey, ümitli sey,
Dünyanin en güzel sesinden
En güzel sarkiyi dinlemek gibi birsey...
Fakat artik ümit yetmiyor bana,
Ben artik sarki dinlemek degil

sarki söylemek istiyorum.

 
NAZIM HİKMET

..!




...
Yitik bir ezgisin sadece,
Tüketilmiş ve düşmüş, gözden.
Düşlerinde bir çocuk hıçkırır
Gece camlara sürtünürken;
Çünkü hiç bir kelebek
Tek başına yaşayamaz sevdasını,
Severken hiçbir böcek
Hiç bir kuş yalnız değildir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.
 
 

..!


Bir kadının eksik alışkanlıklarından dökülüyor zaman
sırça hüzünler, saklı yol hikayeleri
bulutlara çizilen haritalarda biten masal
sesime dağılan yağmuru topluyorum
gecenin yanlış yerinden başlıyor şarkılar

ayaz sürüyor kirpiklerine şehrin kırık saçakları
ne zaman yüzüne baksam bir uçurum açılıyor
bağırıyorum sesine çarpıp geri dönüyor sesim
bilmiyorum en çok hangi iklime yakıştığımı
göçebe bir yanılgıyım kimse beni konuşmuyor

beklemekle bitiyor gitmek diye başladığım her şey
öyle yenik bir hikaye, imlası bozuk bir aşk
anımsadıkça siliniyor yüzler, bir ünlem yalnızlık
gereklilik kipinde sürüyor hayat
aslından daha anlamlı duruyor gölge

anlamıyorum
bir gelincik kaç rüzgar sığdırır ömrüne...

..!


Elif karanlıkta oturuyordu.
Bir Be bulsa, açılacaktı yolu.
Ama sırdı Be.
Elif sırrın varlığını bile bilmiyordu.

Oysa gelmesi gerekiyordu Be'nin...

Gelmesi ve
ayağına düşmesi Elif'in..

..!


...
bana senden bir haller oluyor dedim ya!
oluyor işte
bu günler daha hızlı adımlıyorum
acaba diyorum
aklında mıyım hâlâ?
yağmur yağdığında

ıslanır mı baktıkların?

..!



Tenim bilse de yokluğun hakikatini, ruhum hiçbir şeyi kabul etmiyor. Aldanmaya devam… Bu elbette tek kişilik bir aldanmadır. Ten bilse de sevgilinin gittiğini, ruh bilmez. Ten, kırışır. Eskir. Kederlenir. Bilgi edinir. Ruhsa, oyuna daldığı için karnı asla acıkmayan bir çocuk gibidir. O, çocukluğunu ve sevip de takılı kaldığı suretleri, he zaman sadakatle ve coşkuyla, sanki hiç gitmemişler gibi bekleyecektir.


Meleklere kalsınlar! Tüm içimden gidenler…



Sibel Eraslan

..!

 

Ey, Gözleri Düş Rengi..!

 

 

Ne söylersen onu yapıyorum elimde değil verdiğin güle
dokunmamak
gözlerin neredeyse bedenim orada oluşuyor yeniden

rüzgârların eğilip kulağıma fısıldadıkları oluyor söylediklerin
dilim tutuluyor sanki buruk bir yemiş tatmışçasına
sessiz bir başına yokolarak yeniden yaşıyorum yanında
hiçliğin tadına bakıyorum
varlığını biraz biraz duydukça
bedenim bedenine kapanıyor yavaşça
sırtında büyük sırmalı bir harmaniyle karşılıyorsun beni

bir bulut gelir hani kanatları yağmur rengidir
uzun yol yorgunudur sonra başka türlü
bir yüzdür gökyüzü
onu yaşıyorum yanında
kış sabahının açmış tüm çiçekleri elinde
elimde değil senin yanında ırmakların sesini dinlememek
birden bire allak bullak oluyorum gelişinle
kollarımdan uç veren zeytin dalları
ipek bir sedire yatırıyorum duygularımı
seni ey yağmur kaçkını
sabah yeli tadı
sen güneşin ışıkdamlası ayışığı dansı
sen geceyarısı beyazı
kasırgada deniz denli tutkunu olduğum sen
yemişlerin zehir tadı
evrenim tuzum dağyelim
yaşamım
ve yanıbaşımda soluk alıp veren deniz gibi sen.

Gülseli İnal

..!




Hoş geldin!
Kesilmiş bir kol gibi
omuz başımızdaydı boşluğun...
Hoş geldin!
Ayrılık uzun sürdü.
Özledik.
Gözledik...
Hoş geldin!
Biz
bıraktığın gibiyiz.
Ustalaştık biraz daha
taşı kırmakta,
dostu düşmandan ayırmakta...
Hoş geldin.
Yerin hazır.
Hoş geldin.
Dinleyip diyecek çok.
Fakat uzun söze vaktimiz yok.
YÜRÜYELİM.....

NAZIM HİKMET

..!



"hep denedin.
hep yenildin.
olsun.
yine dene.
yine yenil.
daha iyi yenil."

..!



Bir ben gibisi olmayacak aranızda,
Hiç birinize benzemediğim kadar hiçbiriniz benzemeyeceksiniz bana.
Hepiniz düz yollarda,sakin ve güvenli bir yaşamın koynundasınız,
Bense derin ve karanlık bir kuyunun başındayım.
Fethedilen değil fethe kalkışan olarak kalacak geçmş ve gelecek Zamanlarda adım.
Acım acınızdan,
Gücüm gücünüzden çünkü çok daha fazla
Aşk benim hakkım...

..!

 

Körlüğümü Kör Eden Gece! Ne Düşerki Payıma Zifir Sessizliğinde?

Yâr yardı yüreğimi, ben; sen kanadım…
Ne Leyla’ya Mecnun kalabildim senin varlığında, nede kendimi atabilecek bir kuyu bulabildim yokluğunda…
Ben ne dağlar delecek kadar aşıktım, nede uğruna ölünecek kadar maşuk…Kalbimin çöllerini aşamasada Mecnun,gözlerimin kuytularında boğulsada aşk ve yalan kadar sadık olamasamda yalan hayata, ben; sen kadar zifir yazgımla bir sana sadık kalabildim bu hayatta birde ölüme…

Züleyha’lığa Mecnun Firavunlar "gayri sadık" damgası vurup kendi hayatımın gözlerinden düşürürken beni; ben senin gözlerinde ne çok büyüdüğümün bilincinde değildim elbet…

Ebedi aşksızlığa müebbet kararı vurulsada tek celsede boynuma,ben; kendi hükmümü kendim yazdım alnıma…
Yusuf’un gözleriyle dirilmek adına, atıp kendimi kör kuyulara, müebbet suskunluğu urgan yaptım boynuma…
Uzak kentlerin baykuş çığlıklarına gizledim sessizliğimi…
Sen, karanlığını yakan zılgıtlarıma aldırış bile etmezken kör kuyularda körelen susuşlarım sadece kendi gözlerimde yankı buldu…

Sen, seninle körelttiğim gözlerime martı leşleri sundun, günaydınları hiç olmayan sabahlarımı aydınlatmak adına…
Üstelik yâr dedin ölü kuşlarını astığın yalancı sabahlara…
Koynunda yediverenler yeşertmek adına beni martı leşlerine terkettin ve gittin…
Ben yarsız kaldım… Yani yarasız… Yani sensiz…

Şimdilerde bana bıraktığın yalancı yarlara yalan yaralar kanatıyorum…
Düş yiyen gözlerimi martı leşlerine çevirip: "Bak yar!" diyorum…
"Bak yar!"
Yıldız yıldız söktüm sen yazılı göğümün alfabesini…
Kör sitemler batırdım adını aydınlatan tümcelerime…
Gün yüzü görmeyen yüzüme yar yüzünü haram kıldım…
Kendime açılan kapıları sensizliğe kapadım…
Ve gözlerimin sensizliğe mühürlü kapılarını ceset kokulu yarınlarla açtım…

Baykuşları barındırdığım gözlerim o kadar kördü ki; geceyi utandırdı siyahı…

Şimdi… Şimdi gözlerim bana kalsın yâr bütün körlüğüyle…!
Sen, gözlerimin bahçelerinde, baykuşları besle gözlerinle…
Al… Sana gece getirdim ceplerimde…
İhanet kadar karanlık… Ölüm kadar kusursuz… Süs diye tak gözlerine…

Bak! Yokluğunla büyüttüm ben bu zifiri yalnızlığı…
Avuçlarımın arasında kalan senle geceyi kararttım…
Gün doğumları hiç olmayan bir kentte, her akşam gün batımıyla tükenen zamanla avuttum yokluğunu…

Hıçkırıklarını boğdum ölümün, karşı yakası hiç olmayan denizlerde…
Yalnızca Azrail’i büyüttüm çocuksu düşlerimde…
Sen bütün sağırlığınla duymazken beni; gözlerimde yankı bulan suskunluğumu Yusuf duydu sadece…

Oysa ben ne Yusuf kadar aşktım, ne Züleyha kadar aşık…
Yakup kadar kördüm sadece…
Bu yüzden bir tek gece kaldı ömrü delik ceplerimde…
Öyle bir gece ki; yıldızları adınla söndürüp, düşürdüm solgun günceme…
Ayı gözlerinde boğdum…
Ve gelen güneş Yusuf’unu armağan etti Yakub’a, senin gözlerinde…
Ama sen; Yakub’u kör ettin Yusuf yüzlü gidişinle…

Gittin! Beli bükük bıraktın zamanı…
Akrep ölümü vurdu…
Yaktığın bu yangında İbrahim olamadım ben…
Yanmayı seçtim yangına…
Önce kalbimin mabedindeki yüzün kadar masum, yüzün kadar hüzün yüzlü putları kırdım…

Bu cinayeti ben işledim…
Bu cesetler benim…
Boynuma urgan yaptım baltasını aşkın…
Ben o büyük putu oynadım putlaşmış insanların dünyasında…
İbrahimi cesetler biriktirdim kalbimin kuytularında…
Ve gidişinle körelttim suçlarını zamanın…

Adın damladı Kabil’in katil gözlerinden damlayan, pişmanlık yüklü kanla aşka…
Habil kadar maktül,Kabil kadar katil olsamda ilk sahnesini hep kaçırdığım bu hayat tiyatrosunda ve yaşamımda kibritçi kız hikayesinin kahramanlığına terkedilip hayatın kaldırım köşesi ıssızlığında unutulsada ruhum, ve inadına ölümümde uyuyan güzel uykuları çok görülsede bana; ben Habil yüzlü masallar biriktirdim yokluğunda…

Öyle ya…

Ben aşkı Züleyha’ya bıraktım!…

Mecnun’un çöllerine gömdüm aşkı…
Yusuf’un yüzüne sakladım suretini…
Yakub’un gözlerine sapladım…
Ve çocukların uyku kokulu masallarında unuttum aşkı…
Külkedisinin baloda düşürdüğü aşk en çokda kurbağa prense yakıştı…
Zaman 12yi vurdu…
Masal kahramanları aşkı öptü prenseslerin gözlerinde…
Ben ölümü öptüm Yusuf yüzlü gidişinde…
Bu büyü böyle bozuldu…
Şimdi uyuyan güzel uykularında ölümü bekliyorum…!

..!

 

 Kan attım şiire/uyanmadı cümle

Sana cümlesi sen olan sözlerle

Bir kar yarığı, düş fırtınası sesiyle

Çığlık atıyorum…

 

Bırak yansın/kül eserken saçın

Nöbet tuttum gözlerine, görür diye

Bıçak gibi keserken ayaz, topladım

Sabahın uykusuzluğuna kahır

Feshedilmiş zamana ikrar

Sancına düştü kördüğüm.

 

Siyahı boyadım rengine/gece oldu

Oysaki aydınlıktı düşlerim, açılırken

Sabaha kaldırdım sesini

Bilemedin, kaçarken sana gelişim

Büyük bir kurtuluşudur ölümün

 

Ölümünde insan/kaç yaş arttırabilir

Kaç mevsimi ziyan eder, aşka cemre

Düşse gözlerinden yaş

Bana kahır kalır

Bırak, gidiyorum işte

Sen kaçarken sesimde

Ben yazamam seni

 

Kesilirken zamanım/sakın gelme

Bir kan kurusu gülün sıcağını

Yüreğime narkoz diye

Damıtacağım/gülkurusu

Sağanak olacak korku

Etrafına serilen düş

Feryat olacak.

 

Sanki her kahrın canisiyim/

Ellerime düştüğünden beri

Yüreğimin gardiyanı, şiirin kafiyesi

Oldun mahpusluk ömrümde kırağı.

 

Çığ düşse de/tutma elimi

Eledim seni kahırla, sana aşk

Sana sevgi, sana yağmur biriktim

Kaçarken düşümde rüya

Sızımlığında can verdin elemin.

 

Şimdi kutsanmış sözün/bir diliminde

Aşk koydu dua içime

Gittiğin kadar yanığım/kaldığının matemi

İçimde feryat kaldı/gitme sesinde

Hayır, yok, bitti artık

Saklamıyorum seni/ saklamıyorum.

Aklanırken içimde/karalanıyorum.

 

Saklanırken bakma/kan attım şiire

Bulandı cümle, kahırken hasret

Ezeliyim gönlünde

Üç bıçak yarası

Biraz toprak

Çizdim resmini göğe

Gelme artık, kayboldum ben.

..!

 
Ey yâr, susuşum sözümü esirgemekten değil. Sana değen sözleri çoktan yitirdim; dudağım avare, dilim perişan.

Aklım ermiyor ki, sustuğumu bileyim. Kalbim ayılmıyor ki sana hitap edeyim. Kelimelerin sıcağı kaçmış, hece hece küllenmişler; sükût lehçesinde aç susuz bir mülteciyim şimdi. Seni taşa benzettiler. Öyle dilsiz, öyle hayatsız, öyle duygusuz diye. Değirmende konuşan taş değil midir peki? Acıyı öğütüp ekmek eyleyen senin dönüşün değil mi? Sen değil misin kabrimi bekleyen sadık yâr? Dillerin sustuğu yerde sen değil miydin ısrarla adını söyleyen unutulanların? Sen değil misin nice dertlinin derdini hiç itirazsız dinleyen?


Sahiden taş mı kesildin? Oysa, sen sözlere efsûn bağışlayan dudaksın. Nefesi boşluğun hapsinden kurtarırsın. (Belki de her ses bir mahpusun kırılmış zincirlerinin şakırtısıdır.) Sana değdiği yerde dirilir sessizlik. Sana vuruldukça hece hece kanatlanır suskunluk; şiirlerin ufkuna yükselir söz, öykülerin kuytularında giyinir. Sen, dağı delen Ferhat’sın; söz ki dağı kar gibi eritir de Şirin yâri sımsıcak kucaklar. Sen Aslı’ya Kerem’sin; ses ki çatlak dudaklardan sızan kevserdir. Sen Kerem’in Aslı’sın; söz ki tek bir hecesi bizi varlığın koynuna saklar; “Ol!”sözü hatırına yokluk varlığa yüz bulur.

Taşın sözü yok mudur ey yâr? Taş dediğin konuşur. Zamanın dudağıdır. Çatlaklarından acılar sızar; kuytularında çocuk gülüşleri gibi neşeler saklar. Taş dediğin susar. Zamanın dilidir; bir bakışında nice gürültüyü susturur; anlamsız telaşları dağıtır, hoyrat koşturmaları durdurur. Kadîm zamanlar içinden sızıp gelen bir kan gibidir taş; nabzımızı doldurur.

Taş zamanla eskimez mi? Sen zamansın, ey yâr, gelir ve gidersin. Saatlerin kadranında uslu uslu gezinirsin amma saçlarımı değil sadece kemiklerimi dağıtırsın. Usulca sokulursun odama; “tik-tak”, sadece “tik-tak”, eşyalarımı değil sadece beni de benden çalarsın; elbisemi değil sadece tenimi de soyarsın. sevdiğimle arama ayrılıklar koyansın. Sen çoğaldıkça ben azaldım; seni tükettim derken ben tükendim. Sen zamansın, ey yâr, pek kıskançsın.

Taş kesilmişsin ki sana vefasız dediler. Tanımazmışsın beni. Adımı bile anmazmışsın. Güzellikten hiç anlamazmışsın. Mehtabı kucaklayan sen değil misin her defasında? Günün ilk ışıkları sana koşmadı mı her sabah? Nice surlarda masum bebekleri bekleyen sendin. Nice sütunlarda fısıltılı dualara fısıltını ekleyen sensin. Köprülerde kemerlerde yâri yâre kavuşturan senin metanetin değil mi? Çeşmelerden serin sulara yol veren senin serinliğin değil mi? Dereler boyu suların elinden tutup şarkılar söyleyen sen değil misin?

Aslında kendi taşını dikiyor değil mi insan? Her gün bir önceki günde bırakırız bedenimizi. Her yeni günün sabahında eskimiş bedenlerini yüklenir gibi insan. Sanki yakamızda çocukluk fotoğrafımızı taşır gibi yürürüz yeni zamanlara. Kendi cenazesini kaldırır gibidir insan. Baktığımız her yüzün ardında eskimiş yüzler saklıdır. Şimdiki bedenimiz daha öncekilerin başını bekleyen konuşkan bir taştır. Ölmüş yanlarımızı hatırlatır. Bir taş gibi ağırlaşır gözlerimizin karası. Var-yok arası bir titreyişe dönüşür nefesimiz. İki nefes ortasında dikilir taşımız. Taştan taşa koşar bakışımız. Hatıralarda saklı, solgun fotoğraflara nakışlı yüzler üzerine uzanır gölgesi.

Sen değilsin; taş benim ey yâr. Kendimi taşımaya mecâlim yok. Kendime söyleyecek sözüm yok. Kabrimden kalbine taşınıyorum ey yâr. Suskunluğum taş olmaklığımdan. Sözsüzlüğüm sözümü taşa devrettiğim için.

Bağrımda ağır ve soğuk bir suskunluk… / Taşıdığım sensin ey yâr. / Söze sığdıramadığım. / Ve hiç susturamadığım. / Ne oldu kalbime? / Katılaştı, katılaştı. / Taştan da katılaştı. / Ağlarsa, taşlar ağlar. / Ben ağlayamadım; sen ağla… / Taş değil misin ey yâr?

..!

 

Geceye kurban edilmiş bir karanlığa gözlerin miktarı bir umut yaktım.
Sonra büyüdüm biraz.
Sorma ne kadar büyüdün diye..
Sen kadar büyüdüm dün gece..
Ve bir türlü bitiremediğim önsözümü tamamlayıp,
Lafzımdaki tüm alfabeyle söylüyorum;
Seni bir Elif miktarı seviyorum…”

Çıplaktım adım miktarı / seni giyindim bolca..

Seni tanıdığım zamanlardı acıya tuz basışlarım.
Gömleğimden sızan kan rengine benziyordu göğümün rengi.
Sen yoktun ilkin, kıyısızlığın eşiğindeydi gözlerim..
Yarım yamalak sözlerim, yamalı susmalarım vardı dudağı kuyulara dayanmış..
Çıplaktım adım miktarı, üryandım yaralarından feragat edip kaldırımları yatak bilen.
Yer edinemedi sözlerim dudaklarımın cografyasında,
ölemedi yüreğim kendi infazının avucunda.
Tam vazgeçmişken umuttan,
tam da sözlerimi sırtıma vurmuşken düştün düş’üme..
Yalnızdım kalıbım kadar seni diktim önsözüme.
Yarımdım, seninle tamamladım acıkta kalan yanlarımı..

Seni tanıdığımda gardolabında ütüsüz satırların vardı.
Ertelenmiş, geçiştirilmiş ya da zamana ötelenmiş rüyaların vardı..
Karanlığa çaldığın lakin tutmamış bir sabah yağmuru vardı kirpiklerinde birikmiş.
Kıyısızlık dururken yüzünde, dağların arsızlığı vurmuş sevda rengine..
Kaybetmişliğin rengi siyaha çalarken,
koynuna döşenmekteydi ayrılık trenlerinin gri sirenleri..
Bir yanı üşümekteydi ellerinin,
diğer yanı ise idam sehpasındaki urganı düğümlemekteydi..
Seni tanıdığım zamandı, gölgelerin karanlığa başkaldırışı.

Biz ki acıya bağdaş kurmuş iki zamandık, susuşlara meyilli.
Birbirine hiçbir zaman kavuşmayacak trenlerin tek suçlusuyduk.
Sevdaya itham edilmiş romanların katili,
yüreğinden sızan kanları susuz toprağa ifşa edilen iki hükümlüydük..
Biz ki hüzne örülüydük..
Sonra sırtlarımızı dayadık birbirimize.
Kalabalıkların arasına iki kırık bedenle yürümektense;
bir kız çocuğuna renkli balonlar alma suçuyla ölmeyi tercih ettik ..
Kavganın ortasında, gölgenin avcuna,
karanlığın sabahına bir filiz ekmeye yemin ettik biz..
Günahlarımıza tövbe diye degil,
Elif’in dilsiz duvağına dua saflığı katmak için aynı safa durduk.
Ayak uçlarımıza dökülen gözyaşına biz umut ilave ettik
ta ki bu iki beden bir canda vücut bulana kadar…
Çünki bizim ekmeğimiz; hayata hüzün miktarı ölüm,
ölüme bir dua miktarı hayat katmaktı.
Başardık sevgili..
Başardık..
Kendi ayaklarının üzerinde durabilen sevdayız biz.. 
 

” Büyüdük lakin sen hala benim için saçları örgülü bir kız çocuğusun
rüzgarın peşinde koşan “

Küçük bir kız çocuğu canlanıyor gözlerimde
siyah -beyaz fotoğrafların şahitliğinde.
Çocukluğuna dair tek bir resim olmasa da arşivimde,
biliyorum ki o siyah -beyaz sinemasına hayat rengi katansın.
Bilirim ki, gözlerine sirayet etmiş renklerden
çıkarırım seni siyah - beyaz tonlardan.
Onca çocuğun arasından saçlarındaki rüzgardan tanırım ben seni.
Bilirim ki, örgülü saçlarına kurulmuştur dört mevsim.
Şimdilerde iki yetişkiniz zamanın dudaklarında.
Sırtı birbirine değmemiş iki sıradağdır omuzlarımız.
Gözlerimizde iki tren garı beslenir, kirpiklerimizde kısır topraklar..
Hadi imkansızlığın kanamasın dudaklarında..
Kanatlan siyah-beyaz fotoğraflardan..
Bizi bekliyor Elif diyen cicekler…
Vuslat yakındır artık…

Ey hayat rengine bürünmüş gözlerimin sahibi,

Sırça bir köşke denk gelmese de düşlerimiz,
biz yine de yürüyelim elimizde bir kutu çikolata ile.
Gardolabında ütülenmeyi beklese de satırların,
eselim bir deli rüzgarın peşinde..
Durma sakın, sevdamızla daha nice yetim ceylanı emzireceğiz.
Gülüşlerimizle kurulayacağımız o kadar ıslak kirpik var ki sakın duraksama..
Ayakkabılarım ayağımda değil sevgili diye yorma kendini.
Toprak ayakkabın olmuşken neye gerek ki uzun topuklu ayakkabıların..
Koş hadi..
Zaman Elif’in düş’ü değil mi..
Yaşadıklarımız umudun ta kendisi değil mi ?

Özür dilerim ey yaraları tuz kokan sevgili,

Güya seni yazacaktım satırlara.
Diz çöktüm lahfzımdaki dimağa lakin başaramadım yine..
Anlatamadım yine..
Anlamadığımdan çıkardığım, hiçbir sözcüğe emanet edemem seni.
Seni ancak ben yaşarken yazabilirim dudaklarıma.
Yüreğinin büyüklüğüne tekâbül eden anlam ancak benim nefesimde saklı…
En iyisi Elif miktarı susmak.
Bilirsin ki bir Elif miktarı susmak;
sözcüklerin yetmediği yerden hayatı yaşabilmektir
Tıpkı senle ben gibi..
Şimdi ben sustum..
Seni bana Elif anlatsın…

…………….

Yeşeren düşlere,
Dudak kenarları Nisan sevinciyle dolan Elif niyetine..
Sustum…
Sustuğum kadar sevilesin diye..

…………..

Ey gözlerinde hayat bulduğum..
Verdiğin hayat miktarı gülümsüyorum

Ey yüreğindeki umutlara tutunduğum…
Adın miktarı büyütüyorum seni…

Ey sevginle Elif’i soluduğum..
Aldığım nefes miktarı yaşıyorum seni..

Ey adına sustuğum, canına can diye susadığım..
Bir “Elif ” miktarınca seviyorum seni ..

Beni en iyi sen anlarsın yine de hatırlatayım;
Sustum..
Başımı eğdim sana..
Sağ elimi sol göğsüme götürdüm…
Seni sevdiğim için..
Senin tarafından sevildiğim için..
Koca bir “eyvallah”….

” 8 Nisan’a verebileceğim en büyük hediyem; yüreğimdir.
Kabul eyle…”

Duvar’da


Penceremin önündeyim, kalabalıklar arkama düşüyor. Her şeyin daha az olduğu günler. Güneşin, ışığın, gülümsemelerin az olduğu bir sabah.

Başka biri olarak uyanmak istediğim bir sabah. Duvara karşı sigaramı içiyorum, duvar yere doğru ağır, deliklerinde güvercinler, üzerinde kar tanecikleri. Sadece küle yetiyor gücü rüzgarın. Başka biri oldum mu bu sabah? İstedim mi gerçekten?

Aynı kalmaktan korkuyorum, bu duvar gibi olmaktan.

Yoruluyorum, anlıyorum. Söylüyorum, yoruluyorum.

Karşımdaki duvarın resmini çiziyorum kibrit kutularına, farkında olmadan.

Aynı şarkılarla yıkanıyorum, hep aynı koku var tenimde. Bir sigara daha aç karına.

Dualar için yakılan mumları üfleyip, kapı zillerine basıp kaçıyorum. Küfürler savuruyorum.Lokma geçmez oldu boğazımdan, büyük sözler seçiyorum bu hırsımdan.

Her gece uykularım bölünmeden önce o duvara işiyorum rüyalarımda.

Yazdıklarım masamda
Yazmadıklarım aklımda
Söylediklerim havada
Söylemediklerim boğazımda.

Bunları okudum bir sabah duvarımda. Kim yazdı acaba? Neden ?

Pas rengi tuğlaların üstünde sprey, kırmızı bir boyayla yazılmış bu dört satır. Oturup sandalyeme baktım yazıya dikkatlice. Artık bu yazıyla yaşamak zorundayım.Çünkü her sabah karşımda olacak ve benim onu silmeye gücüm yok!

 

Custom HTML

Ertelenmiş sözler var dilimde Buruşmuş bir kâğıdın içinde duygularım. Gecikilmiş bir aşk yazılı köşeye atılan kâğıtta Hiç bir şey için geç değil belki Belki şimdi tam zamanı. Bir de yürek sözden anlasa... Hergün bir sonrasına ertelenir itiraflar Bir kaçış ki bu insanı kendinden eder Sorular döner beynimin içinde Beynin içinde satır satır işlenir duygular Bir gün sonraya ertelenir hergün. Bir yaprağın yere düşüşü gibi olabilsem Ağır ağır süzülsem herşeyin farkında olarak Bir şelale gibi olsam Coşkunca düşsem arzularımın yüreğine Korkularımı erteleyebilsem bir anlığına Hergün koskoca bir yaşam ertelenir oysa. Sözcüklerin ucuna yüklüdür yaşam Kendimin kendimle savaşı bu Kendimle ertelenmiş sözcüklerimin savaşı Korkularımızın esiri olmuşuz Ertelenmiş bir yaşam var sırtımızda Ertelemiş sevdalar yaşarız Ertelenmiş dostluklar Ertelenmiş kendini buluşlar. En çokta yüreğimizdeki parıltıları erteleriz. Oysa sevmek daha kolay gözükür korkmaktan. Sevsek hesapsızca Aşık olsak ertelemeden yüreğimizdekileri. Sözcükler aksa billur bir su gibi Ertelemesek yaşamımızı. Belki olacak ertelemesiz yaşayışlar Bir umut ışığı yanar yürekte Umudu erteleriz bu sefer Umudu erteleriz bir sonraki güne. Ertelenmiş bir umudun sırtına yüklemişiz korkularımızı Ertelenmiş sözcüklere saklamışız yüreğimizi Ertelenmiş bir varoluş yaşarız.
Photo 1 of 20

Custom HTML

Süzülün uçusun beni de beni de alın götürün Bir okyanus ortasina ya da bir sel yanina Kanat kanat yelken olup götürün beni kuslar Bir dalganin içine ya da kör bir kuyuya Sevda çok uzaklarda yildizlarin da ötesinde Bilmem nasil yakalarim kuşlar kuşlar Ya umutlar biterse Gidemem gidemem gidemem o kadar uzaklara gidemem Tek çarem sonsuzluga atın beni kuşlar Yetisin nefesim bitiyor yetisin bana kuslar Ya özgürlük adina ya da sevda hatirina Bir dali kirik agacim söküp beni koparin Bir deli orman içine birakin beni kuşlar

Custom HTML

Custom HTML

yol yordam bilmezdim yollara düştüm iz sürdüm koyboldum kendimi buldum yol beni buldu yol benden gitti yol bana yeni bir yol sundu yine yollara düştüm yollu oldum kötüye çıktı adım yine de hiç kendimi satmadım yolsuz kaldım yolsuzluk yapmadım yoldan çıktım yola düştüm yine yol bana hep yeni yollar sundu her yolun sonuna kadar gittim varsa uçurum sonunda kendimi attım her yol yeni yolu getirdi yollar seni bana getirdi yolun sonu yok sonun yolu yok yol yetim/ öksüz yol betim/ bereketim yol felaketim/ şenliğim yol geleceğim yola gelmeyeceğim... _______________________________________________________________ Kırılmışlıklarımız var içimizde Bizden başka kimsenin daha iyi bilemeyeceği; Sevdalarımız var kıyıda köşede gizli saklı yaşadığımız Ama yine de umutlarımız var geleceğe dair Biliyoruz yaşadığımız hiçbir gün benzemeyecek birDiğerine Pişmanlıklarımız da olacak,keşkelerimiz de Öfkeleneceğiz belki sevdiğimize Olmadık sözler söyleyip inşallah sende diyeceğiz gününbirinde Bir zaman sonra geçecek öfkemiz Ve merak edip ne yaptığını Uzaktan bir selam göndereceğiz merhaba diye Her yaşadığımız kötü şeyin faturasını ona keserken Yavaş yavaş daha iyi anlayacağız Suçluyu sormamaya başlayacak kalbimiz Ve mecburiyetten gelen bir kabullenme olacak elimizdeki Bazen her şeye kendi açısından bakar insan elindeolmadan İşte biz o gün birde dönüp kendimize bakacağız Canımızı bir tek o mu yakmıştı Bu ilk miydi acaba Küçükken kanayan dizlerimizdi Şimdi ise yüreğimiz.

Custom HTML

Boğazımda düğümlenip söylenmemiş binlerce söz ….. soru işaretleriyle sorgulanıyor zihnimde Hiç birine noktayı koymadan Nadasa bırakıyorum Yutkunuyorum... Acı biber gibi Yüreğime dokunuyor her biri Boğuluyorum.... Yine de Susuyorum Sustum! Yüz binlerce sözü kalbime akıttım da sustum.. Acıları endişeleri hayal kırıklığını içime atıp da sustum… Susmayı mertlik kabul ederek değil Çaresiz kalışıma yenik düşerek sustum Yenildim evet! Keskin bıçak sözlü sevdaya yenildim Sevgili Nihat Behram bir şiirin de “Korktuğum şu: ürkütürsem kavuşamam ay ışığı kirpikleri incinir; gücenirse barışamam bu dert beni bitirir” demiş İşte bende bu yüzden sustum. Kimseler duymadan sessizce Beynim ile kalbim arasındaki o ince çizgi üzerinde konuşuyorum..... Haykırıyorum…. Ağlıyorum.... Lakin………. Susuyorum. İsyan sitem değil benimkisi Kimseler üzülmesin halime Nasıl bir şeydir bu içinde hala hoşgörüyü saklayan Her nedene bir kılıf bulan Suçları hükümsüz sayan Ana şefkati ile sarmak yaraları sabretmek Çırpınmak mı bunun adı Kabullenememek mi terk edişliği Yoksa konduramamak mı Bilmiyorum Bildiğim tek şey Sevdiğimden susuyorum ______________________________________________ Seni anlatabilmek seni. İyi çocuklara, kahramanlara. Seni anlatabilmek seni, Namussuza, halden bilmeze, Kahpe yalana. Ard- arda kaç zemheri, Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu Dışarda gürül- gürül akan bir dünya... Bir ben uyumadım, Kaç leylim bahar, Hasretinden prangalar eskittim. Saçlarına kan gülleri takayım, Bir o yana Bir bu yana... Seni bağırabilsem seni, Dipsiz kuyulara. Akan yıldıza. Bir kibrit çöpüne varana. Okyanusun en ıssız dalgasına Düşmüş bir kibrit çöpüne. Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin, Yitirmiş öpücükleri, Payı yok, apansız inen akşamdan, Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene, Seni anlatabilsem seni... Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır Üşüyorum, kapama gözlerini...

 

 

 

 

 

  Image Hosted by ImageShack.us

 

\"єу ız∂ıяαρ, αηℓα∂ıм кι нєя şєу ѕєηιηℓє
ѕєη нαкк\'α gι∂єη уσℓℓαя∂α νυѕℓαтα νєѕιℓє..\" 

 

 

 

 
 
 

Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
♥═♥════════ VEFASIZ ═════════♥═♥
Kalan ömrümü sana adasam sana versem
Bir gün dayanamazda acına düşersem
Tutunamazsam hayata sensiz ölürsem
Gözlerinden yaş olup damlarmıyım vefasız
Senin gibi terk etmesem hiç seni anılarımızı
İhanet etmesem bırakmasam sevdamızı
Gidişinle kanasam yaralansam kan kırmızı
Yüreginde hafif bir sızı olurmuyum vefasız

Oysa ben her gece ölüyorum sen bilmesende
Kanıyor yüregim içime heran hissetmesende
Benim feryadımı duymayıp acımı görmesende
Aradada olsa vicdanına vuruyormuyum vefasız

Bagrına dokunmadımı sevdamız acı gercegim
Gittinde ardına hiç dönmedinmi sevdicegim
Ben yaşadıkça seni vefasızmı bilecegim
Gittin ya hiç yüregin sızlamadımı vefasız

Koyup gitmeleri sana hiç yakıştırmadım
Benden aldıklarını yerine koyamadım
Açtıgın yaralar öyle derinki saramadım
Benim gibi sol yanın agrıyormu vefasız

YENİ HAFTA SİZE
MUTLULUK GETİRSİN
A.E.OLUN
Oct. 30
erdalwrote:
Glitter Graphics
Oct. 27
                 Şimdi yanımda sen olmalıydın

 

 

 
ArTıK KendiMe AiT ßir HayaTıM YoK . . .
 
 AsLınDa YAŞAM YOK!!...
 
HAYAt YOK ....
MUTLULUK YOK . . . !!!!
 
 

 
 

Bana Çok mu Fazlaydın..?

 

Her şeye rağmen sevdim seni…
Nefesinin aynaya yansıyan buğusu kadar bile buğulanmayan o gözlerin için…
Her gece ağladı gözlerim…
Kulağımda çınlayan her ses hep adını sayıkladı uyumadı hiç…
Nasıl güzel bir bencillikti bendeki…
Hep kendim omuzlarıma taşıdım bu aşkın yükünü…
Üzüntülerimden hiç ayırmadım sana..
Kötü olan hiçbir şeyi paylaşmadım..
Bir yüreğe tek bir yüreği sığdırabildim gel gör ki!
Gel gör ki sıradan olamadım işte..
Senin gibi basitleştiremedim aşkı…
Eğlenceli hale getiremedim ağlamayı…
Yarımım ben şimdi…
Hayat gibi, ruhum gibi yarım…
Image Hosted by ImageShack.us
MUTLU BİR PAZAR DİLEĞİMLE

Oct. 18
BULUTLARINA YAĞMURSARIM
Kocaman bir"ah..."gibi
duruyoruz hayatın genzinde
kocamış bir"ah..."ile
içime doluyor susuyorsun
söz ki ar eder...utanır sesinden
işte nefesimle soluyorum seni
her bir mırıltıyla nefeslerinden...
Susma konuş!..
hayattan gider gibi
gidiyorum senden
haydi konuş!..
başka nasıl diner bu ayrılık
nasıl avunur bu hıçkırık
nasıl telafi olur bu kopuş?...
Seni mısra mısra
Seni şiir şiir...
Seni ünlem ünlem
işliyorum yürek günlüğüme
ne kadar mutluyum bilemezsin
o hicrân gözleri gördüğüme
haydi bir el at
uzan parmak uçlarınla
senden başka kimsenin
dokunuşu çare değil
şu basiretime atılan kör düğüme...
Yazılmayı bekleyen
bir kağıt gibi yayılıyorsun
hayâl defterimde
Sana kalem olmayı bekledim
ömrümün en şiir yerinde
yanağına ikimize dair
nağme nağme şarkılar,
ezgi ezgi türküler,
yaşam yaşam öyküler
kafile kafile kuşlar
fersah fersah gülbahçeleri
galaksiler dolusu yıldızlar
ve ömrü güzelliğine
kanmamış kelebekler
yanaklarına gözyaşımın
saydam sıcağı
kanımın kızıl kıyamet rengiyle
mürekkep olup akmayı bekler...
Sana bakarım ben
bir daha göremeyekmişcesine
özlemle sevdayla sevgiyle
suskunluğum yarılır
o billûr berrak pınarlarca fışkıran
beyaz yumaklarla köpüren sesine...
körlüğüm aralanır yüzüne
güneşe aralanan bulutlar gibi
yıldızlara varıp her biri aktıkça
arkalarısıra dilekler tutar gibi...
Hiç bilmediğim bir şehirde
çok iyi bildiğim bir şey yapıyorsun
bizi düşünüyor bizi düşlüyorsun
ve düşlerinle içime düşüyorsun
ışın ışın bir şimşek gibi
ışığın kıvılcımlar bırakıyor
gözlerimin buğultusunda
kulaklarım pasından arınsın istiyorum
sesinin şakrak uğultusunda...
mevsimini şaşırmış bir yağmur gibiyim
sadece yokluğuna yağıyorum
varlığına olan hasretimle
birbirimizin yokluğuna ağlıyorum...
*
Bilâl Mardin
Oct. 5

KÖROLASIYIM IŞIĞINA
Gözlerim bağlıydı ya
karşımdayken bakabildiğimce
görebiliyordum seni
kulaklarım sessizliğin kirişinde
susuşum sesinin
bıcır bıcır seslenişinde
boğulmaya ramak kalıyorum nicedir
elbet bir iş vardır Yaradan'ın işinde...
Yine bir sağanak gözbulutlarımdan
göz göz patlıyorum
sensizliğimin bu onursuz kuraklığına
arkandan susulan mısralarca
çatıyorum
sana bu denli yakın
senden bu denli uzaklığıma...
Düğünler kurulmuş
halaylara durulmuş bir yerlerde
yazık o halay başı ben değilim
ne de sen
halaydakilerlerden süslü bir endam
Çadırlar açılmış
matemler tutulmuş bir yerlerde
yazık o ölen ben değilim
ne de sensin biri
o kör olurcasına ağlayanlardan...
öyle bir sessizim
öyle eli ayağı kopmuş gibi çaresizim...
Kudurmuş sürülerle
saldırdılar düşlerime
gülüşümün hırçın kıvılcımlarını
ağlamaklığıma kurban ettiler...
Bu rezil kepaze ömürden
eksilen ziyan zaman
beni yalnızlıkla yüzüstü bıraktı
öyle bir büründüm ki
kaleme ve kelama
artık ölüm bile
beni susturamayacaktı...
Ben yine de ne yapar eder
kirli bir tebessüm olurum
süt dişleri düşmüş bir çocuk ağızda
O gülüş ki ışıldar
her kavganın ertesi
kendimizden kendimizi kurtardığımızda...
Çabalarım akıntıya sallanan
dermansız ve naçar küreklerce
Yine de çırpınırım hayata
namlunun ucuna sürülmüş yüreklerce
Bir tek hıçkırık kalır bana
yürek sayfalarımın
kanayan beyazına işlenen şiirlerce...
Ses sensin
ağlayansa bir başkası
ve ben her göz yumuşumda
titrekliğini duydukça
gelmez bu işin ardı arkası
o faili belli maktulüm ben
kefen niyetine çürür üzerinde
toprak rengi parkası...
*
Bilâl Mardin
Sept. 27

Ölümden öte bir yer


Gözlerimde bir uğunuş barınıyor
sararan resimlerde canım bakışın
hasretinin yangın sıcağıyla
bir kaç damla serpiliyorum
kalbimin sahra çeperine
Hıçkırıklarla soluyorum
dostlara matem bir akşamı
onlar ki yanarak reddetiler
bu onursuz ve kişiliksiz yaşamı
ben kederimden çöküyorum
duvarlar nemlerinden...
Ufkun kızıl kollarına kanayan güneş
yüzünün ışıltısını andırıyor
derken hayâlin de batıyor
yüce dağların gözlerden uzak
ruhuma yakın zirvelerinden...
Oysa bir el uzatımı yakın olacaktı
aydınlık sabahların çocuk gülüşü yüzü
başı bulutlarda bir çınar yorgunluğunda
belli ki karşılayacağım bir soğuk güzü
çaresiz kabullendim yenilgiyi
kaç yıldır aramızda süren kavgadan sonra
düşmanlık sonrası dostluk tadında
seninle tekrar barışmamız...
korkaklığımdan değilse gerek
bu yılgınlık yorgunluk bu tükeniş
kalbin ruhla kavgalarında
yenilgi bile zafer hanesine işlenmiş...
Artık anlıyorum ölüm ve aşk
biri diğerinden baskın gelmez
hayatın topuzu kaçmış kantarında
ikisi de arınmadır
som altın bir külçe ayarında...
Geceler söner üzerime
katran karanlıklardan zifir damlar gözlerime
gözyaşlarımda kayan yıldızlar geçidi
ve uzağım akşam sohbetlerine
ve"yassah"ım dostun nasırlı ellerine...
Sen ki bir genç selvi endam-ı dilber
hadi gülüşünden vaz geçtim
bana başucumda kıvranan
o titrek ve ürkek hayâlini ver...
Neyse ki ben değilim
o kolundaki hoppadak adam
değilim o kendisine götürüldüğün
değilim salyalı açlığına öldürüldüğün
değilim boynunu kurbanlıklar gibi
altına uzattığın kör bıçak
değilim o beraber yaşamaktansa
ölmek istediğin alçak...
yeminliyim ölene dek senin kalmaya
sen se hükümlüsün yaşadıkça
bir başkasının olmaya
senli sözlerle örüyorum şiir duvarımı
her ne kadar gidişinle vursan da beni
kanım kına olur yakılır
süsler ellerinden
yurdumun gelinlerini kızlarını...
Yüzün sararmış bir yaprak gibi
hatıramın güz vakti sislenişinde
ve ölüm ansızın çalkalanır
elinden bana uzanan tasın
taşkın ve hayata sataşkın yerinden...
Avuçlarım kavruk kum deryaları
sana kavuşmak ölümden öteydi
sana gelmek
ölümü yenmek
ya da hiç ölmemek gibi bir şeydi
işte bu sebepten yani bu yüzden
ölümler diledim yüce Rabbimden...
başka yolu yoktu sana varmanın
ölümü aradan kovmak gerekti
ölüm başka nasıl telafi olur?
elbet bu iş beni öldürecekti...
*
Bilâl Mardin
Sept. 26
July 11
İşte Yine Sensizim Orhan BÖRÇEK(Ozan YESARİ) Şiir Süre : 09:09 / Yorumlar : 1
   
July 10
selçukwrote:
hayatı özbenlikleriyle birleştien ler kaybetiklerine işte böyle feryadı figan ederler
June 20
eminewrote:
bayıldım bu kadar mı hissederek bu kadar mı kalpten yazılır duygular çok ama çok begendım okudukca daha cok tercuman oluyorsun hıslerıme tebrık ederım ellerınıze saglık
June 13